Ana içeriğe atla

"En güzel sevenler, en güzel yara alanlardır."

 Yıllardır hep "En güzel sevenler, en güzel yara alanlardır." diye düşünürüm. En güzel düşünenler, en güzel gülenler, en güzel direnenler. 

En güzel seviyorlar, çünkü sevgisizliğin ne demek olduğunu biliyorlar. İsimleri hiçbir şiirde yer almamış, uğurlarına hiçbir şarkıda göz yaşı akmamış onların. Güzel seviyorlar, çünkü sevildiklerinden hiçbir zaman emin olamamışlar. Bu sebeple emin oldukları tek şeye, kendi sevgilerine tutunuyorlar.

En güzel düşünüyorlar, en derin düşünüyorlar çünkü onlar için göz önünde olanlar dahil daha önce kimse tarafından düşünülmemiş. Onlar, gülün dikenlerini sevmişler, dikende mana aramışlar. Ancak kimse onların açtıkları gülü görmemiş, bir uçurum kenarında, kimsenin geçmediği bir kuytuda, kendi güzelliklerini kendileri çürütmüşler. Belki de zamanla onları görmeyen gözlerden uzaklaşmayı öğrenmişler. Olamaz mı?

En güzel gülüyorlar çünkü, içlerinde hüzün sel olmuşken gözlerinden bir damla yaş akmadı diye kimselere acısını gösterememişler. Belki gülüşlerinin arkasında yatan acıyı gizlemekten, belki de ağlamanın / gülememenin ne olduğu bildiklerinden gülüşlerini güzelleştirmişler. Görenler demiş ki, böyle güzel bir gülüş içerisinde hüzün zerresi barındıramaz. Oysa her güzel şey, bir kötü varsa anlam kazanır, her güzellik kendisini kötü olana borçludur, bilememişler. Siz neye borçlusunuz güzelliğinizi?

En güzel direniyorlar, çünkü en çok onlar düşmüşler. En derin yarayı onlar almış, en dibe onlar düşmüş, tam bitti derken yeniden onlar başlamışlar. Belki de ilk yaralarını dizlerinden değil, babalarından almışlar. Belki de her seferinde en dibe düştüklerini zannedip, her düşüşte bir dip daha olduğunu onlar fark etmişler. Her yeni dipten ayakta çıkmanın gururunu da yine onlar yaşamışlar.

Bu neden güzel hissettirdi bizi? Bir insanın yara almadan en güzel gülmesi, en güzel sevmesi, en güzel düşünmesi ya da en güzel direnmesi mümkün değil mi? Belki mümkündür, kim bilir? Biz o kadar şanslı mıyız peki? Sanmıyorum. Ancak yara almadan yürüyecek kadar şanslı olmasak da, bir gün her bir yaramızı tek tek saracak biri ile karşılaşacak kadar şanslıyız, işte buna inanıyorum.

Yaralar sevgiyle sarılır, birbirinize sevgiyle sarılın ki, yaralarınız sarılsın. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İnsanlarla Aramızda Var Olan Derin Uçurumlara...

Yine uzunca bir ara verdikten sonra ele aldığım bu yazımı içimi Nilgün Marmara'ya dökermiş gibi yazıyorum. Çünkü ona benzetmekten korktuğum bu hayatımı onun hissiyatı ile yaşıyorum. "Anlaşılamamak, birbirine en yakın iki insan arasındaki derin bir uçurummuş." Bu sözü ilk okuduğumda içimden dedim ki "Birbirine en yakın olan iki insanın, birbirine bu denli uzak olması nasıl mümkün olabilir? Yani zaten birbirine yakın olan iki insanın birbirini anlamaması mümkün müdür? Değildir." Ama öyle değilmiş. İnsanların birbirine yakınlığı fiziksel ortam ile sınırlı değilmiş. İki insan birbirini ancak sevdiği kadar anlayabilir ve ancak anladığı kadar yakın olabilirmiş. Yakınlığı da anlayışı da ne yıllar ne de mesafeler ile ölçmek mümkün değilmiş. Bazen aynı çağda birbirine rastlamamış iki kişi bile birbirlerini yanındakilerden daha iyi anlayabilirmiş. Kitaplara bu denli düşkün olmamın nedeni yıllardır kendi içimde arar dururum. Nilgün Marmara ve yaşadıkları sayesinde k...

Bir İnsanı Sevmekle Başlayacak Her Şey

   Bir sene ara verdikten sonra aklımdakileri nasıl yazıya dökebilirim diye düşünürken  yazıma Yusuf Atılgan'ın şu sözü ile başlamak istedim. "Acelem yok benim, biliyorsun. Bir gün sana dünyada katlanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim." Bazen yıllar öncesinde yaşamış bir insan nasıl da içimizi bilebiliyor değil mi? Çoğu zaman yanımızdakiler çırpınışlarımızı anlayamıyorken üstelik. Diyebilir miyiz ki bu yüzden "Edebiyat insan ruhunun gökyüzüne açtığı bir penceredir."   Yazıma bu cümle ile başlamak istedim çünkü bunca şey yaşadığım bana göre kaç bin yıl gelen hayatımda, bir şeylerin üstesinden her seferinde sevgi ile geldim. Bir şairi, şiiri sevdim, arındı zihnim. Yağmuru sevdim, üzerime yağan her damlada kendi içimde dindim. Yanan bir binayı söndürür gibi söndürdü içimi bu sevgim. Bir kitabı sevdim Oğuz Atay  mahçupluğuyla doldu içim. Dilimde "Şuan sana güzel bir söz söyleyebilmek için on bin kitap okumuş olmayı isterdim." cümlesiyle on bin...