12 Temmuz 2017 Çarşamba

Bana Dokunmayan Yılan Bin Yaşasın (!)

 Ön yargısı fazla olan insanlarız. Milletçe eleştirmeyi severiz de eleştirilmeye tahammülümüz yoktur işte.  Her şeye karışacak hakkı buluruz kendimizde. Ali kiminle olacak, Ayşe nereye gidiyor, Fatma nasıl giyinmeli hepsine biz karar veririz.
 Peşin hükümlerimiz vardır. Elinde gül taşıyana gülistan, diken taşıyana haristan muamelesi yaparız. O güldeki dikenleri görmeye çalışmayız asla. Örtünüz varsa ideal kız, açıksanız "Oğlum bu kızdan bana gelin olmaz"ları duyarsınız. İç güzelliği falan laftadır anlayacağınız.
 Oruç tutar yemek yemeyiz de, yemediğimiz kul hakkı kalmaz. Nasıl olsa yaptıklarımız vicdani görevlerimiz değil, dini yükümlülüklerimizdir. İyiyi iyi olduğu için değil, bir emir olduğu için yaparız ama sorsanız önemli olan niyet deriz. Yemek programlarına dökecek binlerce liramız vardır da, aç olan komşumuza bir tabak yemek vermekten aciziz. Çünkü aslolan verdiğimizin karşılığında cebimize girendir.  Ama komşusu aç iken tok yatan da bizden değildir. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın deriz. Haksızlığa susarız. Hem neden konuşalım ki? Bunun ucunda bize dokunacak olan nedir? Ama bir gün gelip biz haksızlığa uğrayınca konuşacak kimseleri bırakmamış oluruz arkamızda.
 Dinlediğiniz yerli yabancı şarkıları bırakın. Haftanın hitlerini takip etmeyi bırakın. Yüreğinizin sesini duyun, vicdanınızı takip edin. Eğer hala sol yanınızdaki atıyorsa, sevgiyle atsın. Durmadan yapın bunu. Yapın ki durduğunuzda sizden geriye sadece adınız kalmasın. Ki bu şartlarda adınızın kalacağının bile garantisini veremiyoruz.
 Sevgiyle kalın...

28 Haziran 2017 Çarşamba

Herkes Gider mi?

 Bazı insanlar öyle şeyler hissettirir ki o onlara özeldir. Kimsede bulunmaz, hem kimsede aranmaz da.  Mesela onlara bazı şeyleri oturup saatlerce anlatmanıza gerek yoktur. Ki zaten başkalarına saatlerce anlattığınız şeylerin yerini onlarda bir bakış tutar. Bir bakışla anlarlar nasıl olduğunuzu. Onlarla aylar geçirirsiniz, belki de yıllar...
 Ama birden bir şeyler olur, bir şeyler kopar. Tamam başkasıyla onunla olduğunuz gibi olamazsınız ama onunla da eskisi gibi olamazsınız. Tüm ikili ilişkiler buna mahkum değil midir? Eskiden bir şeyleri onlara anlatınca rahatlardınız, tamam geçmezdi ama anlarlardı bilirdiniz. Hem anlayan birinin olduğunu bilmek kimi iyi hissettirmez ki? daha sonra ise "Nasılsa anlatınca geçmeyecek" diye düşünmeye başlarsınız. Bu onların bile artık anlamayacağını bilmenizden mi kaynaklı, ya da artık eskisi kadar umursamadığını düşündüğünüzden mi bilinmez. Belki de her ikisi..Sonuç olarak bir şey ya da bir şeyler uzaklaştırmıştır sizi. Ne kadar kötü değil mi?
 Bir süre düştüğünüzü sandığınız o boşluğu anlatma gereği bile duymuyorum. Artık onlara koşmak gelmiyordur içinizden. Biliyorsunuzdur hani çıkmak isteseniz mutlaka tutar elinizden ama ellerindeki o sıcaklık yoktur artık. 
 Ama bir süre sonra anlarsınız ki dünyanın sonu değil. Tamam kimse kimsenin yerine tam  oturmuyor ya eksik geliyor ya fazla ama neden fazla gelecek olan birileri gelmesin ki? Ya da neden birinin içimizdeki hatıralarını sevemeyelim? Kolları yerine hatıralarına sarılamayalım. Cümleleri kulaklarımızda değil de aklımızda yankılanırken bize yetmesin? Anılar sadece derin izler bırakıp acı vermek için mi vardır sizce? Neden birini sevmemeyi seçmek yerine onun anılarımızdaki halini sevemeyelim? Ya da neden bundan acı duyalım?
 Cem Adrian'ın "Herkes gider mi?" dediği yerden söylüyorum ki herkes gider arkadaşlar. Kimileri derin izler bırakır kimilerinden geriye ufak bir çizik dahi kalmaz. Ve bizim hayatta verdiğimiz mücadele derin izler bırakacak insanlar biriktirip, onların bıraktığı izleri en aza indirgemeye çalışmaktan ibaret.